Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Verel Ailesi

Verel Ailesi

HEM KARİYERLİ HEM DE MUTLU BİR AİLE

Döneminin en parlak isimlerinden biri olan ve ülkemizi Avrupa’da da başarıyla temsil eden, Türk futbolunun unutulmaz ismi ve kulübümüz üyelerinden Engin Verel ve ailesine sizler için evlerinde misafir olduk. Bizleri tüm samimiyetiyle ağırlayan Verel ailesini dilerseniz yakından tanıyalım.

Siz Türk Sporu’nda çok önemli isimlerden birisiniz. Nasıl geldiniz bu günlere?

Engin Verel: Ben 70’li yılların başında oturduğum semtin takımı olan Davutpaşa Spor Kulübü’nde futbol hayatıma başladım. Çok kısa bir sürede genç takımdan da A takıma çıktım ve Genç Milli Takım’da forma giymeye başladım. Daha sonra Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş beni izlediler ve transfer teklifinde bulundular. Ama ben o dönem bazı şartlardan ötürü Galatasaray’ı tercih ettim. Fenerbahçe’de Sayın Başkan Faruk Ilgaz alt yapıda benim için “Onun gibi futbolcu çok” dediği için biraz kızdım ve tercihimi Galatasaray’dan yana kullandım. Galatasaray’da oynarken Genç Milli Takım’dan A Milli Takım’a geçiş yaptım. Sezon sonunda ise Fenerbahçe’den bir transfer teklifi aldım. Ertesi sene 1975 yılında daha gizli bir operasyonla Türkiye’de rekor sayılabilecek bir ücret karşılığında Fenerbahçe’ye transferim gerçekleşti. Bir milyon 50 bin lira para karşılığında transfer oldum, taraftarı olduğum Fenerbahçe’ye geçtim.

Transfer neticesinde istediğim renklere kavuşmakla birlikte, eşimle de tanıştım. Fenerbahçe’de dört sene oynadıktan sonra 1979’da Hertha Berlin’e transfer oldum. Daha sonra Eylül ayında eşim Bahar’la Berlin Konsolosluğu’nda evlendik. İyi bir performans göstererek Belçika’nın Anderlecht takımına transfer oldum. Bu kulüpte oynarken de eşim oğlumuz Can’a hamile kaldı. Anderlecht ile şampiyon olduktan sonra Lille’den iyi bir teklif aldım ve Fransa’ya geçtim. Fransa’da oynarken de Can doğdu. Lille ile üç senelik sözleşmem olmasına rağmen, oradaki siyasi olaylardan dolayı, iki sene sonra yine Fenerbahçe’ye döndüm. Daha sonra 1987’de Fenerbahçe’de jübile yaparak futbolu bıraktım.

İki takımda da oynamış bir futbolcu olarak Galatasaray ve Fenerbahçe camialarını kıyaslar mısınız?

Engin Verel: Fenerbahçe zaten her zaman her futbolcunun oynamak istediği bir kulüptür. Bir Fenerbahçeli futbolcu % 25 Galatasaray ya da Beşiktaş’ta oynamak isterken, bu takımların futbolcuları % 100 Fenerbahçe’de oynamak isterler. Çünkü Kadıköy’ün ve Fenerbahçe’nin havası bambaşka. Bunu iki kulüpte de oynayan bir futbolcu olarak rahatlıkla söyleyebilirim. Futbolcusuna hem oynarken, hem de oynadıktan sonra sahip çıkan tek kulüp Fenerbahçe’dir. Sosyal yapıda Fenerbahçe diğer kulüplerden daha kuvvetlidir. Bugün önemli mevkilerde bulunan hemen herkes Fenerbahçe taraftarı. Ama mekteplilerin çoğu da Galatasaray’lıdır. Bunu da kabul etmek lazım, daha aristokrat bir takımdır Galatasaray. Bugün üç büyükleri saysak ilk sırada Fenerbahçe, ikinci sırada Galatasaray ve üçüncü sırada da Beşiktaş gelir. Bu basında da, spor yorumlarında da, toplumda da bu şekildedir. Ama bir şeyi de unutmamak gerekir, en büyük seyirci de Beşiktaş seyircisidir.

Şu anda neler yapıyorsunuz?

Engin Verel: İki sene önce beni yetiştiren kulüp olan Davutpaşa Spor Kulübü’ne vefa borcum nedeniyle başkan oldum. Bu arada 2006’da da Göztepe’de Güzelbahçe tesislerinde beş beş buçuk yaş ile on beş on altı yaş arası Engin Verel futbol okulunu açtım. Burada başarılı olan futbolcuları Davutpaşa Spor Kulübü’ne yönlendiriyoruz ve orada kendilerini kanıtlama şansları oluyor. Ama futbolcu olamayacak olanları da okulumuza alıyoruz. Onlara da sosyal hayatı, takımdaşlığı, paylaşımcılığı ve sevgiyi öğretiyoruz. Çünkü günümüzde futbol olarak bir yere gelen isimler, sosyal hayatta maddi ve manevi olarak aynı noktaya gelemiyor ve bunun sıkıntısını yaşıyorlar.

Baktığımız zaman ülkemizde birçok futbolcu genç yaşta müthiş çıkışlar gösteriyorlar ama A Takım seviyesine yükseldikleri zaman bir düşüş içine giriyorlar. Bunun sebebi nedir sizce?

Engin Verel: Çok güzel bir tespit. Bu işte kişisel altyapı bozukluğundan kaynaklanıyor. Bazı konularda aç ya da eksik olduğunuz için çoğu şeyi kaldıramıyor, hazmedemiyor ve altında eziliyorsunuz. Ama Avrupa’da bu tam tersi. Dolayısıyla biz de okulumuzda çocuklara o yüzden daha beş yaşından itibaren hayatı ve sosyalliği öğretiyoruz futbolla birlikte. Neyin, ne zaman, nerede yapılacağını öğretiyoruz. Sadece okuldan eğitim yeterli değil, bir de gerçek yaşam var. O yüzden okul dışındaki öğretmenleriniz de çok değerli.

BAHAR VEREL

Bahar Hanım bir sporcuyla evli olmak nasıl bir şey, bize biraz bundan bahseder misiniz?

Bahar Verel: Çok zevkli, çok heyecanlıydı. Her hafta bir spor müsabakasında eşimi seyretmek gerçekten çok keyifliydi. Tabi bunun yanında hüzün vardı, sevinç vardı, stres vardı ama bunlar yine de güzel şeyler. Ben Engin’in evlendikten sonra dört sene yurt dışında futbol oynadığı müddetçe bütün maçlarına gittim. Hep uğur denerdim, alyansımla oynardım kendimce bir şeyler denerdim. Ancak Türkiye’ye gittikten sonra çok gitmedim çünkü şu an olduğu gibi futbolcu ailelerine ayrılan bir yer yoktu. Ama mutluydum ben. Galibiyetlerde beraber seviniyor, mağlubiyetlerde de beraber üzülüyorduk. Hafta içi maçlardan önce Engin’i motive etmeye çalışıyor, sakin bir ortam yaratmaya çalışıyordum.

CAN VEREL

Futbolcu bir babanın oğlu olarak, sende futbolu bir meslek olarak seçmeyi düşündün mü?

Can Verel: Evet futbolcu olmak istedim. Ama tam kendimi ispat edeceğim yaş olan on sekiz yaşında çok ağır bir sakatlık geçirdim. Bir futbolcunun başına gelebilecek en ağır sakatlığı yaşadım ve ön çapraz bağlarım koptu. Bu ağır sakatlık maalesef beni futboldan uzaklaştırdı.

Peki nasıl buluyordun kendini, yetenekli miydin?

Can Verel: Babam çok gerçekçi ve açık sözlüdür. Eğer bende bir umut ışığı görmese bu kadar üstüme düşmez ve devam etmemi istemezdi. Futbolu bıraktıktan sonra öğrenim hayatıma devam ettim ve Bahçeşehir Üniversitesi Görsel Sanatlar Bölümü’nü bitirdim. Aynı zamanda Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde de tiyatro eğitimi aldım. Bu da beni sanatla karşı karşıya getirdi. Şu anda da Metin Akpınar’la birlikte Papatyam adlı dizide rol alıyorum. Ayrıca bir de ticari hayatım var ve şu an da Türk Kızılay Kaynak Suları’nın Kadıköy yetkilisiyim. Bu arada geçtiğimiz Aralık ayı içerisinde de Neslişah ile evlendik ve çok mutlu bir aileyiz…

NESLİŞAH VEREL

Hem spor, hem de sanatla iç içe olan bir aile içerisinde yaşamak, o ailenin bir ferdi olmak neler hissettirdi sana?

Neslişah Verel: Verel ailesinin bir ferdi olmak çok özel bir duygu. Çok mutluyum onlarla birlikte olmaktan. Can’ın setine de genellikle birlikte gidiyoruz. Zamanımızın çoğunu ailece birlikte geçiriyoruz. Onun oyunculuğunu izlemek çok keyifli tabi ayrıca babamın da spor programlarında yaptığı yorumları Can ile birlikte severek takip ediyoruz. Bahar annemin de benim için öz annemden hiçbir farkı yok. Her yere beraber gidiyoruz. Ben hep geçmşte yaşadığı o renkli günleri anlatmasını isterim, o da sağ olsun kırmaz beni anlatır. Çok huzurlu, mutlu bir aileleri var ve ben de aralarına katıldığım için çok mutluyum.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*