Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

YENİ YÜZYIL ÜNİVERSİTESİ

Eğitim öğretim hayatına yeni bir soluk getirmeyi hedefleyen Yeni Yüzyıl Üniversitesi, eğitimde bir yılını geride bıraktı. Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı (VASEV) tarafından kurulan vakıf üniversitesi, sağlık alanında da pek çok yeniliği de beraberinde getiriyor. Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Akile Gürsoy ile makamında üniversiteyi ve yeniliklerini konuştuk.

Yeni Yüzyıl Üniversitesi olarak eğitim hayatınızın bir yılını geride bıraktınız. Neler hissediyorsunuz? Çalışmalarınız nasıl gidiyor?

Şuanda bine yakın öğrencimizle Bahar Dönemi’ne girdik. Yeni Yüzyıl Üniversitesi yeni kurulmuş olmasına rağmen yedi Fakülte ve iki Meslek Yüksek Okulu ile açıldı. Eczacılık, Mühendislik – Mimarlık, İletişim, Sağlık Bilimleri, Fen – Edebiyat, İktisadi İdari Bilimler, Güzel Sanatlar Fakülteleri’nin yanısıra Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nda da 400 kadar öğrencimiz var. Eğitimi yürüten 160 kadar da öğretim üyemiz var. Çok canlı bir öğrenci grubuyla iddialı bir şekilde öğretime başlamış olduk. Bir mükemmeliyet merkezi kurmak için bir mücadele başlatmış bulunuyoruz. Önümüzdeki yıl Tıp, Hukuk ve Diş Hekimliği Fakültelerine de öğrenci kontenjanı almayı bekliyoruz.

Türkiye’de bayan rektörlere fazla rastlanmıyor. Siz bu görevde neler hissediyorsunuz?

Türkiye’de, eğitim hayatına yeni başlamış bir vakıf üniversitesinde rektör olarak görev almak çok gurur verici, güzel bir duygu. Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, heyecan verici, çok sorumluluk gerektiren bir iş. Bütün hayatınız ona adanıyor. Sizi içine çeken bir idari görev. Herşeyin ötesinde gençlere karşı sorumluluk hissediyor ve Türkiye’nin araştırma potansiyelini, eğitim çıtasını yukarı çekmek üzere bir anlayışla çalışıyorsunuz. Mesai saatlerinde yaptığınız bir iş olmaktan çıkıyor. Ben 2010’un Haziran ayında bu göreve başladığımda, üniversitenin hemen hemen tüm kadroları mevcuttu. O bakımdan, bir anlamda ben kurulmuş bir üniversite buldum. Ancak, yeni olması bakımından üniversitenin hızla idari yapısını, akademik işleyişini bir sistem içine oturtmak ve geliştirmek kurulu bir düzene göre çok daha fazla gayret gerektiriyor.

Üniversitenizin iddialı olduğu alanlar hangileri?

Artık günümüzde üniversiteler belli alanlarda uzmanlaşıp, ön plana çıkarak şekilleniyor ve kendilerini tanıtıyorlar. Yeni Yüzyıl Üniversitesi de Vatan Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın (VASEV) kurmuş olduğu bir üniversite olduğundan sağlık konuları ön plana çıkıyor. Üniversitede sağlık, tıp alanına bir vurgu var, ancak sağlığı sadece tıp olarak görmeyip diğer branşlarla iç içe, onların da sağlığa olan bağlantılarıyla algılandığı, değerlendirildiği bir yüksek eğitim kurumu Yeni Yüzyıl Üniversitesi. Tedavi edici sağlık, çevre düzeni, yaşlı – çocuk gelişimi gibi alanlara da açılarak özgün bir odaklanma geliştiriyor. Ayrıca, topluma açılma gibi bir misyonu da var. Sürekli Eğitim Merkezi ile (YENİSEM) toplumda pek çok alanda ihtiyaç olan dallarda sertifika eğitimi vererek toplumdaki ara boşlukları kapatmak üzere tasarlamış bir toplum eğitim anlayışını taşıyor. Çok yeni olmamıza rağmen, başvuru yapmış ve Brüksel’de bulunan Avrupa Birliği Komisyonu Yürütme Ajansı tarafından ERASMUS Üniversite Beyannamesini almış bulunuyoruz. Dolayısıyla, Avrupa Yüksek Öğretim Kurumları ile ortak projeler geliştirmek ve kısa süreli öğrenci-öğretim üyesi hareketliliği gerçekleştirmek üzere alt yapımızı kurmuş bulunmaktayız.

Akademik olarak farklı bir alana yöneliyorsunuz diyebilir miyiz?

Türkiye’de sağlık alanında bütüncül yaklaşımla eğitim veren, ihtiyaç duyulan vasıflı elemanları yetiştirecek olan çok fazla eğitim kurumuna ihtiyaç var. Bu alanda ülke genelinde eksiklikler görülüyor.  Hastaların, yaşlıların bakımı mesela…  Örnek vermek gerekirse, biz toplumumuza genellikle “genç nüfus” der ve bununla gurur duyarız. Oysa hızla yaşlanan bir nüfusumuz var. Nüfusta yaşlı oranı arttıkça, yaşlıların bakımı gibi alanlar tüm yönleri ile giderek ön plana çıkıyor. Bütün Türkiye açısından bir planlama getirilmek durumunda. Yeni Yüzyıl Üniversitesi olarak iyi yetişmiş kaliteli elemanlar ortaya çıkararak bu boşluğa katkımız olacağımızı düşünüyorum. Ayrıca, öğrenci almaya başlayalı bir yılımız bile dolmadığı halde, üniversite bünyesinde araştırma ve uygulama merkezleri açmaya ve faaliyet göstermeye başladık. İş Sağlığı Merkezi ile iş yerlerinin sağlığı konusunda birçok araştırma, uygulama ve projeye imza atacağımıza inanıyorum. Aynı şekilde, kurulmuş olan Engelsiz Üniversite Merkezi ile, hem engelliler konusunda çalışan sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içine girmeye başladık, hem de gerek engelli öğrencilerin eğitime katılımları, toplumda karar verme süreçlerine dahil olmaları açısından çalışmalar yürütüyor, hem de bu konulara yönelik uluslararası araştırma projelerine katılıyoruz. Fen Edebiyat Fakültesi Eylül 2011’de “Fikirlerin İpek Yolu Uluslararası Konferansı” nı gerçekleştiriyor.

Yeni Yüzyıl Üniversitesi nerede?

Kampus şu anda Topkapı Cevizlibağ’da büyük bir binanın içindeyiz. Yeni Yüzyıl Üniversitesi olarak şehrin merkezinde gibiyiz. Ancak, bir kaç yıl içinde yeni bir kampus ve eğitim hastanesi için yatırım yapma projeleri var. İlerde sadece Avrupa yakasında değil,  Anadolu Yakasında da binalarımızın olması ve eğitim ve hastane faaliyetlerimizin, yerleşimlerin olması söz konusu.

Akademik kadronuz hakkında bilgi verir misiniz?

Çok ciddi güçlü bir akademik kadromuz var.  Henüz ilk yılımız olmasına rağmen,  38 Profesör, 4 doçent, 61 yardımcı doçent, 37 öğretim görevlisi ve 12 okutmanımız bulunuyor. Bu da eğitimin kalitesini göstermek için başlı başına bir kriter.  Üniversite öğretiminde, nihayetinde bir sınıfa girdikleri vakit öğrenciler hoca ile aralarında geçen diyalog ve yorumlar çok önemlidir. Öğretim üyelerinin nitelikleri çok önemlidir. Öğretim üyelerimizin hepsi kendi alanında çok başarılı akademisyenler. Bir kere bu büyük bir avantaj diye düşünüyorum. Tabii bunun yanı sıra yeni bir kuruluş olmanın da heyecanı var. Bütün güçlükleriyle birlikte bir heyecan da yaşanıyor. İlk öğrencilerimiz haliyle daha çok birebir ilgi görecekler. Sağlık Bilimlerinin yanısıra ayrıca Sosyal Bilimlerde de çok güçlüyüz. İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Ticaret Bölümleri var.  Bu alanların içine Sağlık Turizmi gibi konular da giriyor. Fen Edebiyat Fakültesinde Antropoloji Bölümü var, burada da çok değerli hocalarımız bulunuyor. Balkanlarda, Orta Asya’da araştırma yapmış olan hocalarımız var. Üniversitemizde Mütercim Tercümanlık ve İngiliz Dili & Edebiyatı Bölümleri’ne zorunlu olmak üzere, tüm öğrencilerimize isterlerse, bir yıl Dil Hazırlık Okulu’nda okuma fırsatı veriyoruz. Şu anda 250’ye yakın öğrencimiz Dil Hazırlık Okulu’nda okuyorlar.

Öğrenci profiliniz nasıl?

Öğrencilerimiz büyük çoğunlukla iyi eğitim alma amacıyla üniversitemize gelmiş, çok dinamik ve olgun bir öğrenci grubu. Öğrenci Kulüplerimiz çok aktif olmaya başladı. Eğitimde de başarılılar. Bu yıl Mimarlık Bölümü 1. Sınıf öğrencileri Temel Tasarım ve Sanat Eğitimi dersi dönem sonu çalışmalarını sergilediler. Medyada da yer alan bu sergi büyük beğeni kazandı. Sahne Sanatları Bölümü öğrencileri ise Aralık ayında 15. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivalinde sadece iki aylık bir eğitim almalarına rağmen seçilerek sahne aldılar.

Siz Büyük Kulübe ne zaman üye oldunuz? Kulüp’te nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Büyük Kulüp Türkiye’nin sayılı sosyal kulüplerinden biri. Törenlerde yemeklerde davetlerde öne çıkan bir kulüp. Benim üyeliğim daha yeni diyebilirim. 1990′lı yıllarda iki yıl Amerika’da misafir öğretim üyesi olarak ders vermek amaçlı olarak bulundum. Döndüğümde Çiftehavuzlar’da aile apartmanına yerleştim. Onun üzerine, çocukluğumun geçtiği bu yere rahmetli Raif Dinçkök Bey’le görüşüp, üyelik şartlarını yerine getirerek üye oldum. Üye olduktan sonra da fırsat buldukça arada arkadaşlarla, dostlarla geliyorum. Yazları işe gitmeden önce havuza veya iskeleden denize girmeye çalışıyorum. Birçok fonksiyonu yerine getiren bir kulüp. Bir de yemekleri çok güzel. Evime de yakın oluşu benim için bir avantaj. Ama bakıyorum, İstanbul’un bütün mesafelerine rağmen Büyük Kulübün yolu her zaman dolup taşıyor.

Büyük Kulüp Köşkü eskiden sizin ailenize aitti. O döneme dair neler hatırlıyorsunuz?

Büyük Kulübün bugünkü arazisi ve eski köşk binası yeni bir alan değil. Arazi olarak bizim ailenin, dayım Refii Bayar’ın arazisiydi. Annemin, dayımın bahçede ve eski binada pek çok hatıraları, acı-tatlı yılları geçmiş. Yıllar sonra Büyük Kulübe satıldı. Çocukluğumda yazları bazı tatil günlerimi geçirdiğim bir yerdi. O zamanlar ağaçları, yeşilliği çok daha boldu. Büyük Kulübe kiralanıyordu, ama gelen muhit daha küçüktü. Dayımın çocukları, şimdi Kulüpte İdare Binası olan bahçedeki eski binada oturmaya devam ediyorlardı. İnsanlar birbirlerini tanırlardı. Deniz kenarında zarif bir pavilyon vardı, genel manzaranın bir parçasıydı. Daha sonra birden baktık ki yanmış ve yok olmuş. Keşke kalabilmiş olsaydı. 1960’larda yanda İparların köşkü de içinde yaşanır ve canlı bir haldeydi. Şimdi ise bahçenin içine birçok apartman yapılmış durumda. Eski güzellikleri koruyamadık, sahip çıkamadık diye düşünüyorum.

Celal Bayar’ın torunusunuz. O dönemleri nasıl hatırlıyorsunuz?

Büyük Babam Celal Bayar, milli mücadeleye katılmış, Galip Hoca olarak tanınmış, İstanbul Meclis-i Mebusan üyelerinden olmuş, Milli Misakı kaleme alanlardan, Türkiye İş Bankası’nın kurucusu, Atatürk’ün arkadaşı ve son başbakanı, 1946’da Demokrat Parti’nin kurucusu ve 1950-60 arası Türkiye Cumhuriyeti’nin 3.ncü ve ilk sivil Cumhurbaşkanı. Aynı zamanda, ülkemizin tarihinde önemli bir ekonomi politiacı. Ben tabii büyükbabamın sadece Cumhurbaşkanlığından sonraki yıllarını paylaştım. Torunu olarak kendi yaşamıma baktığım zaman Büyükbabamla birlikte çok inişli çıkışlı bir hayatım oldu. 1960 yılında 27 Mayıs’la birlikte hepimiz için bir hapislik yılları başladı. Çocuk olarak ev hapsini yaşadım. Aile büyüklerinin hapiste olduğu yılları yaşadım. Liseyi ve üniversiteyi İngiltere’de okudum. O yıllarda bütün Demokrat Partililer için vatan haini gibi damgalar vuruldu. Baskıcı bir ortam ve yönetim tarzı içinde Büyükbabam hem suçlandı, iftiralara uğradı ve aynı zamanda çok itibarlı bir insan ve devlet adamı olarak yaşadı. İnsanın bildiği doğrular ve değerler çerçevesinde hayata devam etmesi de büyük bir kazanç. Büyükbabam ileri yaşlarında, 1986’da vefatına kadar Çiftehavuzlar’da yaşadı. Evimiz, herkesin gelip danıştığı, ziyaretçilerle dolup taşan bir yer oldu. İtibarı hiç eksilmedi. Celal Bayar’ın ailesinin bir ferdi olarak her zaman için bütün konuşmalarda hep “Türkiye açısından bu ne anlama gelir, sorunlar nasıl aşılır” diye konuşuldu, her zaman ülkenin menfaatleri söz konusu oldu, böyle düşündük. Hem çok zor zamanları birlikte göğüsledik, bir yandan da yaşam sürmeye devam etti. Zorlukları yaşamak ve onların üstünden gelmek insanı olgunlaştırıyor diye düşünüyorum.

Çiftehavuzlar’daki köşk nasıl bir mekan?

Köşk değil bir evdi o. Her zaman için iki katlı bir evdi. Benim çocukluğumda o sokaktaki en büyük evdi. Yolun iki tarafında güzel, büyük bahçeli evler vardı. Tam konak diyemeyeceğim ama çok eski evler bulunuyordu. Zaman içerisinde onlar yıkıldı ve apartman binaları yapıldı. Şuan sokakta ev olarak sadece annemin oturduğu ev kaldı bir tek.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*