Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Selin Özkök Karacehennem

ALDATMA

“Çevreme baktığımda %97 erkek karısını aldatıyor. %3′ün de kendine has sorunları var, onları anlatıyor. Bu acaba erkeğin bir zafiyeti ya da başka bir şey olabilir mi?”

Evlilik Sanatı üzerine, konunun uzmanı Selin Özkök Karacehennem ile yaptığımız söyleşiye devam ediyoruz.

Aldatma ne zaman başlıyor?

Aldatma kendiliğinden gelmez. Kadın kendine bakmıyorsa, güler yüz göstermiyorsa o zaman aldatma başlıyor. Bu küçücük şeyler çok büyük hadise olarak geliyor karşıma. Bunların hepsi ateşin ilk çıraları.

Peki hep erkeklerden bahsetmeyelim, kadınlarda durum nasıl?

Kadının durumu farklı. Kocasından ilgi, alaka, şefkat görmeyen, arkasında dimdik durmayan, ya da para kazanmayan erkekle birlikte olan kadının zamanla gözü açılmaya başlıyor. Zamanla mikropları görmeye başlıyor. Mikrop derken aileye dışarıdan girmeye çalışan kişiyi kastediyorum. Vücut için de her zaman etrafta mikrop var ama biz hastalanmıyoruz. Ne zaman üzülüp, sıkılıyoruz mikroplar yer bulup sizi hastalandırıyor, bunun gibi. Kadın hazır olana kadar görmüyor. Sadece çok üzgün dertli. Ne zaman ki ben artık bunu çekemem diyor o zaman farkına varmadan etrafını görmeye başlıyor. Ondan sonra o erkekler tabii ki o boşlukları rahatlıkla dolduruyorlar. “Bu güzel gözlere ağlamak hiç yakışmamış, ne güzel giyinmişsiniz, bu ne hoşluk”  gibi sözlerle kapılıyor. Kadın buna hasret.  Eşi bunu hiç söylemiyor. İşte bu şekilde kadın ihanete gidiyor.

Kadınlarda ihanet daha az gözlenen bir şey sanki?

Kadın aslında ihanete çok da meraklı değil. Kadın güvenlik ister. Çocuğu olsun, kendisini seven bir kocası olsun falan… Tabii annesi, babası, geliri olmayan kadın ayrılamaz ve o zaman ihanet eder. Erkeğin ihaneti çok daha enteresan. Tabii o da ilgi, sevgi ve şefkat istiyor. Dokunulmak istiyor. Erkeğin de iltifata ihtiyacı var. “Canım kocam ne yakışıklı olmuşsun” bu tarzda. Yoksa kendisine dışarıda bunları söyleyen birçok insan oluyor. Herkesin etrafında böyle kişiler vardır, mühim olan buna hazır olmak. Hazır olunca kapılıyorsun, yoksa kapılmıyorsun. Hatta alakan yoksa sinirin bile bozuluyor “şuna bak nasıl da yamanıyor” diyorsun.

Siz kadın olarak böyle diyorsunuz da erkek duygusunu bilmiyorsunuz tabii?

Çok iyi tanırım, erkekleri de kadınları da, insanları daha doğrusu. Erkek aç kalırsa bunu yapıyor. Diyelim siz bir ziyafetten çıktınız, size biri ne olur bir baklava daha ye diyor. Doymuş olan bir insan bir damla dahi ağzına alamaz. Mutlu olan erkek asla bakmaz etrafına. “Ne olacak, ben bir arkadaşlarımla çıkayım” bile demez. Bunu yaparsam benim karım kızar diye üzülür. Zaten içine sinmez aman yanlış anlar diye. Erkek çok mutluysa aynen kadın gibi muazzam sadık oluyor.

Monogami veya poligami için ne düşünüyorsunuz?

Asla yok öyle bir şey. Kadının eline geçse o da poligami yapar. Erkeklere mahsus bir şey değil.

Ancak hayvanlara da bakıp bu tip yorumlar yapılıyor kadın erkek arasındaki farklılığa dair?

Hayır, hayvanlar tamamen içgüdüleriyle hareket ederler. İlişkilerde sadece iki unsur varsa yardımcı olamıyorum. Biri sevgi yoksa, diğeri de taraflardan biri manyaksa.  Çevreme baktığımda %97 erkek karısını aldatıyor. %3′ün de kendine has sorunları var onları anlatıyor. Bu acaba erkeğin bir zafiyeti ya da başka bir şey olabilir mi? Örneğin geçmişe de bakıldığında haremde 40 tane kadın var… Bakın kadınlarda bir de hamile kalma durumu var.

O adam ne yapıyor o sırada, aç yine?

İşte aç bırakmayacaksın. İnsan durduğu yerde girmiyor bu durumlara. Hele yeni nesil hiç girmiyor böyle durumlara. Çünkü daha bilinçliler. Kadınlar eşlerini aç bırakmama fikrine alışık değildi eskiden. Evlendim bitti, bizden geçti, biz yaşlandık gibi… Kadının seksi erkek kadar olmuyor, erkeğin daha çok. Bir erkek doğrudan doğruya ihanete girmiyor. Kavgalar, şüpheler, itiş-kakış ile başlıyor. Tam böyle huzursuz bir ortamdayken de erkek ayrılmıyor çünkü erkek başka bir kadına aşık olmadıkça ayrılmaz. Ne zaman ki aşık olur ise o zaman ayrılmak ister. Erkek düzenini bozmuyor ama etrafa bakmaya başlıyor. İnsanlar ya ihanet ediyor, ya da içkiye, kumara sarıyor. Ya da hastalık hastası oluyor. Aşırı şüpheler takıntıya dönüşüyor, bazen paranoyaya kadar gidiyor. Ya da dine sarıyor çok fazla. Kapanmaya falan kalkıyor. O açlık sırasında karşına biri çıkarsa, o ihanete dönebiliyor. Artık dünyada birçok kadın evlenmeden de doğuruyor. Erkekle kadın bu anlamda daha da rahatladı; korunuyor, hamile kalmıyor…  Ancak kadın tek eşliliği ister. Bana gelenlerin arasında ben aşk kadınıyım, ben seks kadınıyım, böyle adamı çekmem diyen çok azdır. Hiçbir erkek bana yanlış düşünüyorsun demedi. Kadınlar başlarda zorlandılar, hep mi biz kabahatliyiz dediler. Hayır kabahatli yok burada; idare edebilmek ortayı bulabilmek lazım.

Tavsiyeleriniz nelerdir?

Seksapelinizi kaybetmeyeceksiniz, kötü taraflarınızı birbirinize göstermeyeceksiniz, sevgili gibi davranacaksınız. Ne kadar çok flört ederseniz, ne kadar çok ortada buluşursanız o kadar mutlu bir evlilik devam eder. “Bana ne” demek bindiğin dalı kesmektir. Ben iyi ev kadınıyım ama kocam beni sevmiyor diyorlar, iyi de sen romantizm katmıyorsun, güler yüz göstermiyorsun… Karşındakine değer vereceksin, arzularını usturuplu söyleyeceksin. Kavgalarda son söyleyeceğini ilk söylemeyeceksin.

Genelde evliliklerinin ilk senelerini güzel geçirenler rahatlar ama bir de 20-25 yıl sonra ayrılanlar oluyor. Bu konuda ne diyorsunuz?

Çünkü kadın kendini bırakıyor, bakımsız geziyor; bir tek arkadaşları için süsleniyorsa süsleniyor. Çocuklara dalıyor, onlar da gittikten sonra aksaklıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Her ikisi de ayrı vakit geçirmeye başlıyorlar. Adam evde enkaz gibi bir kadın bırakıyor, işe gidiyor pırıl pırıl kadınlar.

Ne tavsiye ediyorsunuz bu durumdakilere?

Eğer sevgi varsa derhal evlilik terapisine gitmeleri lazım. Böceklenmiş bir gül gibi. O böcekler yüzünden gülü atacak halimiz yok. Yeni güller aramaktansa böceklerden kurtulmak gerek.

Fiziki kontrollerimiz gibi ruhumuzun da sürekli check-up’ının yapılması lazım yani…

Genelde bu yöndeki kitaplar yabancı dilden çeviri oluyor. Onda da dilimizdeki birçok ifadeye uymayanlar oluyor. Ya da çok tıbbi terimler geçiyor halkın anlayacağı dilde olmuyor. Benim sırrım az, öz ve net ifade etmek.

Sizin evliliğinizde sorunlar oldu mu hiç?

Çok sorunlar oldu zamanında. İnsanlara da söylediğim gibi ortayı bulan, kaptan hep bendim. Sırf kendi istediğim tarafa değil herkesin gönlüne göre olan yöne kaptanlık ettim. Tabii bu gizli kaptanlık. Çok söylenildiği zaman erkek başka tarafa yöneliyor ve neye meyli varsa seks, içki, kumar vs onla meşgul oluyor.  Erkek severken de aldatıyor, kadın ise sevgisi bitince. Sonra da erkekler “ben karımı çok seviyorum, nasıl böyle oldu” diyorlar ama kadınlar da çok zor affediyor. Affettikten sonra da aynı tas aynı hamam olmasın diye şahısları yönlendiriyorum. Şimdikiler telefonu kapalıysa diyelim kıyameti koparıyor. İnsanın aklına bile gelmemesi lazım böyle bir şey. Güven çok önemli. Ayrıca “ben böyleyim beni böyle kabul etsin” diye bir şey olmaz, evliliğin raconuna uymaz. İki kişinin ortası ve müthiş bir flört olması lazım.  Evlilik sürekli bir flört olmalıdır.

Eğer sürekli bir kaos varsa sürdürmek de mümkün mü yoksa ayrılmak mı gerekir?

Sürekli kaos varsa çok büyük sebepler olması lazım. Bir kere sevginin bitmesi lazım. Saygının bitmesi lazım. Saygı derken kimisi ezilmek olarak algılıyor. Bu değil, aradaki farkları bilmek lazım. Daima denge unsuru. Kadın dengedir. Çocuklarıyla kurar, kocasıyla kurar… Kaptan baştan sarhoşsa yalpalaya yalpalaya gider o gemi.

Ayrılmaya da kadın mı karar verir?

Hayır. Orada ikisi karar verir. Hiç mücadele edilmeden bu karar alındığında ilerde çocukları soracak. Sizin zamanınızda evlilik terapisi diye bir şey vardı. Niye gidip de evliliğinizi kurtarmaya çalışmadınız diye soracak. Ayrıca evliliklerde kavgalarda kadınlara söylüyorum bağırmadan evvel durup bir sakinleşin. Erkeklere de diyorum sinirliyseniz bir yarım saat dolaşıp gelin. Öyle çıkıp sabaha kadar gelmemek olmaz. Akşam aynı yatakta uyumak da önemli. Kavga oldu diye ayrı yerlerde yatmak olmaz. Ertesi gün de kadın yine “seninle bir 5 dk konuşmak istiyorum” demeli. Erkek bunu yapmaz çünkü teferruatla uğraşmaz. O konuşmayı da tam adam dalmışken yapmayacaksın. Müsait zaman bulacaksın. Karşısına da değil yanına oturacaksın. Özür dilemek de değil çünkü özür dilemek zayıflıktır bence. Öyle özürle olmaz hareketlerinle göstereceksin. O konuşma sırasında mutlaka bir temas olacak, çünkü bu elektriğe sebep olur. Yumuşacık bir ses tonu kullanacaksın. Hem kendini ezdirmeyeceksin hem de hepimizin mutluluğu bizim mutluluğumuz diye sen idare edeceksin.

Peki hanım bunu yapmıyorsa erkeğin yapması mümkün mü?

Yapan erkek 120 senede bir çıkıyor. İnönü’nün bir yazısını okumuştum, eşimle ilk 3 sene kötüydük sonra hiç kavga etmedik diyor. İlk sene o beni, sonraki sene ben onu cezalandırdım; bir sonraki sene de biz ne yapıyoruz diye konuşmaya başladık diyor… Tabii evlilikte ortayı bulmaya çalışacaksın. Diyelim türkü bara gittiniz onun için ama türküden de nefret ediyorsunuz. Artık onun için oraya gittikten sonra vıdı vıdı yapmayacaksınız. Tabii ki hoşlanmayabilirsiniz ama saygı duyacaksınız zevklerine. Karşı tarafı kırmayacaksınız.

Çiftler arasında uyum nasıl olmalı sizce?

Mesela benim “a” dediğime eşim “z” der. Eşim benimle gelemediği zaman da ben çocuklara bakıcı ayarlar, onun da önüne meyvelerini koyardım. Sonra da programımı yapardım. Sonunda her iki tarafta memnun. Önemli olan orta yolu bulmak.

Peki bu durumda bunu yapan taraf yorulmuyor mu bir süre sonra?

Bu bir seçim meselesi. Ya bu deve ya bu diyar. Kendi mutluluğun için kocanın ve çocuklarının mutsuzluğu varsa o senin seçimin olacak. Evlilik konusu kadına aittir tamamen. Tabii karşındaki manyak, tuhaf bir adamsa yapacak bir şey yok. “Ne olursa olsun çek” düşüncesine karşıyım, ancak çocuk 12-13 yaşında ergenlik dönemindeyse dikkatli olmak lazım. Böyle durumdaki ayrılıkta çocuk uyuşturucuya, kötü arkadaşa vs. yönelebiliyor. Bu yaşlarda kendini o çocuğa göre ayarlayacaksın. Dalaşmada beklentiye girmeden birbirinizi idare edin diyorum. Evde düşman olmayın arkadaş gibi geçinin diyorum. Tabii bu ekstrem vakalarda, yoksa sevgi varsa ne yapar ne eder arayı bulurum.

Sizce sevgi nedir?

Sevgi dokunmaktır, gözleriyle takip etmektir, o kişi olmadan yapamamaktır. Vücut dilinden anlarım. Mesela ayrı ayrı oturmuşlarsa problem var, yan yanalarsa kurtulabilir. Hem ayrı oturmuş hem de suratlarına bakmıyorlarsa bunda büyük sorun var demektir. Eğer hiç sevgi ve seks yoksa ayrılma çok büyük oranlarda. Eğer kadın vajinismussa erkek bir süre sonra aldatmasa bile sinirli olmaya başlıyor. Kadının her yaptığı batıyor. Evde olan her türlü aksiliği kadından bilmeye başlıyor. Hemen anlıyorsunuz sekste problem var diye. Ben burada teferruatlı anlatıyorum, insanlar nasıl güzel doygun bir seks yapabilir diye. Ben burada para, seks, kavga her şeyi gösteriyorum. Kavgayı idare etmeyi de bileceksiniz. Kavgadan sonra sevgi daha da pekişirmiş diyorlar; bunu söyleyen dünyanın en büyük yalancısı. Her kavgadan sonra insanın ruhu kazınıyor.

Bir de yaşam koçluğundan bahsediyorsunuz?

Yaşam koçluğu genelde evlilikleri kurtulduktan sonra. Diyetisyenle kilo verir insanlar ama sonra yine şişmanlar. Onun gibi. Diyelim bizim 6 evlilik seansımız bitti; bu durumun yaşam boyu değişmemesi için bir takım alışkanlıklara girmemiz lazım. Ben diyorum ki çiftler akşamları aynı saatte yatağa girmeli. Birisi 12′de biri 2′ de uyuyorsa ortayı bulup 1′de yatağa girecekler. Her şeyde ortayı bulmak gerekiyor. Böyle yavaş yavaş bazı şeyleri baştan düzenlemek gerekiyor. Ben zaten bu hale gelmelerindeki sebepleri onlara gösteriyorum.

Çiftler ne gibi krizler yaşıyor?

Aldatma oluyor, para oluyor… Genelde aldatma oluyor ama aldatma olayın sadece görünen noktası. Mesela senin paran, benim param diye bir şey olmamalı. Biri 2 biri 4 kazanıyorsa o 6′yı müşterek harcayacaklar. Ben anlamam o bilir diye bir şey yok O bilse de gelip diğerine anlatacak. Nereye harcıyoruz, şu andaki durumumuz ne gibi. Ekstre geliyor, adam kızıyor git bunu anan ödesin diyor. Bu laflar evliliği tırmalar. Ben fikri yok artık “biz” fikri olacak. İyi günde kötü günde, inişiyle çıkışıyla “biz” varız.  Bir tek aralarına çocuklarını alacaklar. Anneler, babalar, akrabalar artık hepsi üçüncü dördüncü halkalar.

Yani sorunlar aşıldıktan sonra koçluk…

Yaşam koçluğu 2 şekilde geliyor. Evliliğin verdiğim tavsiyelerle gitmesi için şahısların değişmesi gerek ancak kişinin kendi kendini değiştirmesi lazım. Kadın kocayı koca kadını değiştiremez. Kendisi fark etmesi lazım. Çiftlere çok uzun anlatıyorum; şunu yapın bunu yapmayın diye. Ben o şahısları avucumun içi gibi tanıyorum. Çünkü 4 seans bugün alıyor, 2 seans yarın alıyor ve bitiyor. Öyle bugün git haftaya gel değil. Kadını ayrı erkeği ayrı alıyorum. Artık bunda evliliği kurtarma yok. Burada kişiyi kurtarıyorum. Kendiyle ilgili şeyler söylüyorum. Hayat felsefelerini bildiğim için mutlu olabileceği konulara yöneltiyorum onu. Şunu yap bunu yap diye söylüyorum. Erkek işiyle ilgili geldiyse diyorum başındaki kişiyle şöyle konuş, yanındakine şöyle davran. Mesela usul adap bilmiyorsa, ne yapacağını bilmiyorsa 3 – 6 ay geliyor kendi arzusuyla. Diyelim görünüşüyle sorunu varsa saç eksen daha iyi olur diyorum, yönlendiriyorum. Ya da zayıflaman lazım şuraya git diyorum. Ya da bir hanımla hangi kulüplere nerelere gidilir ne yapılır ben bunları çok çok iyi biliyorum. Yaşamla ilgili bütün sıkıntılarında yardımcı oluyorum. Mesela kendi fark etmese de çok el kol hareketleri yapan var ya da kadınlardan saçını başını düzgün yapamayanlar var. Her konuda yardımcı oluyorum. Bu 1 seansta da bitebiliyor kişinin arzusuna göre daha fazla da sürebiliyor. Yaşam koçluğu evlilik üzerine şahısları düzenlemekse eğer, mutlaka hemen evlilik seanslarının arkasından başlıyorum.

NLP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?

NLP bir aile terapisi yapacak kadar bilgiye görgüye sahip değil. NLP kendine has bir şey. Bu konuyla ilgili olduğunda bir tahsil yapılmış olması lazım..

Bu eğitimi nasıl aldınız?

Ben İstanbul Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü’nü bitirdim. Ardından Hacettepe’de asistan oldum. Sonra master yapmaya başladım normal çocuklardaki anormaliteler üzerine. Hep çocuk üzerine gidiyordum. Zaten bu evlilik terapisi yapmak için mutlaka bir altyapı gerek. Öyle NLP değil. Ya bir psikolog olacaksınız ya bir psikiyatr olacaksınız. Geçmişinizde mutlaka bir psikolojik köken olacak. Ondan sonra evlendim Amerika’ya gittik. Çocuklar için ilk 5 sene hiç çalışmadım. Orda adet, psikiyatrlarında yanında çalışmak, bana dediler ki aile terapisi diye bir şey başlatıyoruz ister misin? Bu alan üstüne birçok eğitim almaya başladım. Ondan sonra psikiyatr bana yönlendiriyordu aile ile ilgili olanları. 25 seneye yakın Amerika’da kaldım. 3 kere arada Türkiye’ye geldim ama burada çalışmadım. O senelerde psikiyatra bile gitmek delilik gibi görülürken ben “aile terapisi” diyemedim. Zaman içinde aile terapisinden ilişki terapisine geçildi. Ondan sonra yaşam koçluğu geldi ben hepsinin üstüne kendimi genişleterek eğitim aldım. Sonra oğlumun bir kaza geçirmesi sonucu geldik ve kaldık. Öyle 2-3 sene kaybettim. Çalışmak üzere bir psikiyatrın yanına gittim. Ona evlilik terapisinin ne olduğunu anlattım. Bir süre sonra baktım bütün hadiseyi ben götürüyorum. Demek Türkiye buna hazır dedim ve taşındım. 8 ay Sabah gazetesinde, 1 sene de Cem Ceminay’da yer aldım. Halk beni böyle tanıdı. Sonra kitaplarım çıktı. Sonra Rotarylerde, Büyük Kulüp gibi sosyal kulüplerde hiçbir para beklemeksizin anlattım. 500′e yakın konferans verdim. Sonra baktım yoruluyorum bu işten, dedim paraya döndürmek lazım bunu. Tam o sıralarda da beni çağırmaya başladılar; çıkmadığım program kalmadı. Yazmadığım hiçbir yer kalmadı. Sonra hiçbir para karşılığı olmadan Elmax’da çıkmaya başladım. İki senede müthiş hit oldu. Bir sürü yer teklif etti de ben orda kalayım dedim. 4 buçuk sene hiç ara vermeden kendi programımı yaptım. İstek ve ısrar üzerine yarım saatten 1,5 saate çıktı. Telefonla bağlananları dinleyip onlara fikir veriyorum. Mahallenin muhtarı gibi olmaya başladım. Her konuda konuşuyordum. İyiliği, güzelliği, insaniyeti, savurganlık yapmamayı, bildiğim her şeyi onlara geçirdim. O yüzden bu kadar seviliyorum. Ben kendimden geçerek yapıyorum o programları. Sadece 2-3 aydır ara verdim. Şimdi temmuz ayında başka bir kanalda yeniden başlıyorum. Hep aynı kanala faydalı oldum biraz da diğerlerine olmak gerek.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*